"Ak Parti Jandarma'ların Sancağını Elinden Aldı"

İYİ Parti Gaziantep Milletvekili Prof. Dr. Ümit Özdağ TBMM'deki 2020 yılı bütçe görüşmelerinde söz alarak Jandarma Alaylarındaki sancakların alınıp müzeye kaldırılmasına tepki göstererek alay sancaklarının tekrar geri verilmesini istedi.

Ümit Özdağ meclis'te şöyle konuştu;

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2020 yılı İçişleri Bakanlığı bütçesiyle ilgili İYİ PARTİ'nin görüşlerini sizler ve Türk kamuoyuyla paylaşacağım.

Ancak, konuşmama, Doğu Türkistan'da Uygur Türklerine yönelik Çin faşist baskılarını nefretle kınayarak başlamak istiyorum.

İçişleri Bakanlığı, çalışma ve sorumluluk alanı açısından en büyük bakanlıkların başında gelmektedir. Devlet bürokrasisinin önemli birçok kurumu İçişleri Bakanlığına bağlıdır. Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı güvenlik korucularıyla birlikte 442.183 kişilik bir silahlı güç oluşturuyorlar. Bu kurumlara bağlı insanların en temel görevi, Türk milletinin korunması uğruna gerekirse şehit olmaktır.

Değerli milletvekilleri, böyle bir görev ancak yüksek bir moral, kurumsal kültür ve gelenek üzerinde yapılır. Türk Jandarmasının değerlerinin başında her orduda olduğu gibi sancak gelir. AKP, her ne kadar Jandarmanın silahlı kolluk kuvveti olduğu düzenlemesini yapmış olsa da Jandarma, kurumsal kültürü içinde Türk ordusunun ayrılmaz bir parçası ve askerî statülü kolluk kuvvetidir. 21 Ocak 2017'de Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Yönetmeliği'nin 78'inci maddesi değiştirildi ve "Jandarma Genel Komutanlığı merkez ve taşra teşkilatlarındaki mevcut sancaklar Jandarma Müzesinde muhafaza edilir." diye yazıldı. Jandarma alaylarının sancaklarının toplanarak müzeye kaldırılma girişimi, savaşan bir güç olan Jandarmanın ruhuna yapılan saldırıdır. Şehit olan, gazi olan Jandarma "Türk Sancağı'nın şanını canımdan aziz bilip icabında vatan, cumhuriyet ve vazife uğrunda seve seve hayatımı feda edeceğime namusum üzerine ant içerim." diyerek yemin ediyor ve siz onun elinden sancağını alıyorsunuz.

Değerli milletvekilleri, Çakırsöğüt Tugay Komutanı kendisinden sancak istendiğinde "Ben savaşıyorum kardeşim, isterseniz gelin alın, ben vermiyorum." dedi, bunun için adamı görevden aldınız, pasif bir göreve atadınız, sonra da emekli ettiniz. Alaylara sancaklarını geri iade edin. 2017'den sonra yani bu yönetmelik çıktıktan sonra bazı Jandarma alay fotoğrafları gördüm, orada sancak var. Sordum, dedim ki: "Hani, sancak kaldırılmıştı?" Dediler ki: "Bayrağın etrafına sarı şerit geçiriyoruz ve onları kullanıyoruz." Böyle saçma sapan şey olmaz. Jandarmaya uğruna şehit ve gazi olduğu sancak derhâl geri verilmelidir.

Değerli milletvekilleri, söz gazilikten açılınca size Gazi Üsteğmen Ahmet Ölmez'den bahsetmek istiyorum, bir Jandarma Gazi Üsteğmen, Cizre'de hendek çatışmalarında çenesinden vurulmuş. Ben de kendisini yine bir gazi üsteğmen olan Bahattin Seçkin'in "Hendeklerde Vurulduk" adlı kitabında bahsettiği bölümde öğrendim. Bu bölümü size okumak istiyorum: "Bir operasyonda Ahmet, teröristlerden temizledikleri binada arama ve tarama faaliyetlerine başlar. Son kata kadar aramayı sürdürürler, bina temizdir. Binanın penceresinin önüne buğday torbalarının içerisine kum doldurarak koyarlar, nöbet yerlerini belirlerler ve çevre emniyetine alırlar. Ahmet üst kattadır, alt katlara inerek oradaki PÖH unsurlarını kontrol eder ve on dakika sonra tekrar yukarı çıkar. Apartman boşluğundaki pencere önüne sadece kalkan konulmuştur. Termal silah tribünü kullanan bir uzman çavuş karşı binalarda ısı kaynağı tespit etmiştir. Ahmet üzerinden termal tribün olan silahı alır ve ısı kaynağını kontrol etmek ister. Bir anda ateş gelmeye başlar. Yanındaki uzman çavuşun elinden yaralandığını gören Ahmet can havliyle kendisini yere atar, boğazından bir sıcaklık hisseder. Elini boğazına götürdüğünde kan aktığını fark eder. Ahmet'in vurulduğunu gören uzman erbaş şoktadır. Ahmet'in sırtına bastırıyor ve onu yerden kaldırmıyormuş. Ahmet o anı şöyle anlatıyor: Yanımdaki uzman çavuş arkadaş karşıdan ateş geleceğini düşündüğü ve de şokta olduğu için sırtıma bastırıyordu. Bastırma diye bağırıyorum, sesimi duyuramıyorum. Bunlar beni niçin duymuyor diye sinirleniyorum. Yanımdakiler bağırıyor 'Komutanım, komutanım, kelimeişahadet getir çünkü şehit oluyorsun.' diyorlar. En son beni bastıranlara yumruk atmaya başladım, boğuluyorum, bağırıyorum ama kimse sesimi duymuyor. Meğerse mermi çenemden girmiş, çenemi parçalamış ve dilimi kopartmış. O yüzden sesim çıkmıyormuş. Yanımdakileri yumruklamaya devam ettim, işaret ediyorum bırak beni diye ama anlamıyor, boğazıma kan dolmaya devam ediyor, ara sıra nefesim kesiliyor, kendi kanımda boğulmak üzereydim, Allah'ım yaşayan insanı zorla öldürecekler, ne yapacağım dedim, bu arada öleceğim diye de düşünmeye başladım, bir yandan da kelimeişahadet mırıldanıyorum. Bu esnada aklıma bir şey geldi, cebimden cep telefonumu çıkardım, telefonun mesaj bölümüne 'Ben iyiyim, beni kaldırın yerden, boğazıma kan doluyor, boğuluyorum.' diye yazdım. Yanımdaki kişiye mesajı gösterdim, en sonunda beni yerden kaldırdılar, binadan yaralı şekilde tahliye ettiler. Bilincim hiç kapanmadı ve Şırnak Devlet Hastanesine sevk edildim."

Değerli milletvekilleri, Ahmet burada, GATA'da bir buçuk ay midesine sarkıtılan hortumla besleniyor. Olayın üzerinden iki sene geçmiş, Ahmet'in hâlâ ameliyatları yapılmamış, diz, diş ve yüz estetiği hâlâ yapılmamış. Muayeneye gittiğinde altı ay sonrasına gün vermişler, üstelik muayene için de para istemişler Ahmet'ten.

Bu çocuklar bizim çocuklarımız…

Bakın arkadaşlar, geçen sene burada bir yüzbaşıdan bahsettim, içinizden birisi, Selami Altınok "Doğru değil." dedi. Ben konuşmayı yaptıktan üç hafta sonra göreve yeniden döndü. Onun için "Doğru değil." deme. Doğru bu.

Evet, gelelim, devam edelim.

Değerli milletvekilleri, Ordu ilinde evinin önünde öldürülen Ceren Özdemir kızımızı katil kilometrelerce izlemiş. Onu caydıracak hiçbir polisle karşılaşmamış. Oysa önleyici kolluk, caydırıcılık, görünürlük esasında olur. Eğer caydıracaksanız görünür olacaksınız.

Emniyet Genel Müdürlüğü, önleyici kolluk hizmetlerini gerçekleştirmede sayıca yetersiz kalıyor. Bugün polisin yetki alanı içinde olan bazı bölgeler Jandarmaya devredilirse önleyici kolluk hizmetleri güçlenecektir.

Değerli milletvekilleri, Jandarma Genel Komutanlığının genellikle gözden kaçan fakat çok önemli bir çalışması var. Jandarma Genel Komutanlığı İstihbarat Başkanlığı, PKK'lı teröristleri ikna yoluyla dağdan indirip topluma kazandırılması süreci için önemli bir çalışma başlattı ve bu, başarıyla devam ediyor; tebrik ediyorum. Emniyet Genel Müdürlüğü de benzer bir çalışmayı başlatmış durumda. Bu noktada, İçişleri Bakanlığına önerim: Emniyet Genel Müdürlüğünün ikna çalışmalarını PKK'ya yönelik değil, Selefi örgütlere ve FETÖ üyelerine yönelik olarak uygulayacak bir uzmanlaşma içerisinde olmasıdır. Böylece, kaynak tasarrufu yapılmış olacaktır.

Değerli milletvekilleri, ülke bütünlüğümüze yönelik terörle, Türk ordusuyla birlikte, Jandarma, polis, korucular, Sahil Güvenlik ve MİT mücadele ediyor. Ancak son yıllarda ülkemize yönelik ve terörden daha büyük bir tehdit teşkil eden stratejik göç mühendisliğiyle karşı karşıyayız. Türkiye 2011-2019 arasında milyonlarca göç alarak dünyada en fazla yabancı nüfus barındıran ülke hâline geldi. Erdoğan'a göre, Türkiye'de 3 milyon 650 bin Suriye vatandaşı ve bunun dışında da 350 bin Suriyeli Kürt var; bunun anlamı, 4 milyon kişidir. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, geçici barınma merkezlerinde 62.578, dışarıda 3 milyon 622 bin 404 kayıtlı Suriyelinin olduğunu söylüyor; bu da 3 milyon 684 bin 982 Suriyeli olduğunu gösteriyor.

Bunun dışında, soruyoruz: Daha kimler var? Gelen bilgi, incelemeye dayalı tahminle, Türkiye'de 1,5 milyon da kayıtsız Suriyeli olduğunu ifade ediyor. İbrahim Kalın da, Türkiye'dekilerin dışında 3 milyon Suriyeliye Suriye'de baktığımızı açıkladı. Bu, aşağı yukarı 8 milyonluk bir rakam demek. Sağlık Bakanının 5 Aralık 2017'de yaptığı ve toplam harcamayı gösteren 30 milyar 285 milyon 573 ABD doları üzerinden hesaplarsak değerli arkadaşlar, her Suriyeli için ayda 300 dolar harcıyoruz. Bunun sonucu şu: Harcadığımız rakam, sizin söylediğiniz gibi 40 milyar dolar değil, Suriyeliler için harcadığımız rakam 58 milyar dolar; evet, 58 milyar dolar, devlet rakamıyla. Üstelik, buna Suriye'deki 3 milyon Suriyeli için harcanan para da dâhil değil. Cumhuriyet tarihinin en ağır ekonomik krizini yaşıyoruz, nasıl 1999 depremi 2001 krizini tetiklediyse bugün de yaşanan krizi bu paranın harcanması tetiklemiş durumda.

Değerli milletvekilleri, ne ekonomik olarak ne de millî güvenliğimiz açısından artık durum taşınabilir değil. Burada kalış süresi uzadıkça geri dönüş daha zor ve yüksek bedelli olacak. Nitekim, Suriyeliler Kilis'te, Kilislilere "Devlet bize buraları verdi, siz gideceksiniz, bir kalacağız." diyor. Çevre ve Şehircilik Bakanlığının internet sitesinde 1/100000 ölçekli Kilis'in gelecek yerleşimi planlamasındaki planlar -internet sitesinde bulabilirsiniz, ben de orada buldum- Suriyelilerin Kilis'te kalacağı hesaplaması üzerinden yapılmış. Sadece kalacaklarını değil, gelecekte nerede, hangi sektörlerde çalışacaklarını bile planlamışlar.

SURİYELİ ÖĞRETMEN : TÜRKLER BURDAN GİDECEK

Hatay'da Suriyeli bir kadın öğretmen öğrencilerine şöyle söylüyor: "Gülek Boğazı'na kadar Arap toprakları, biz kalacağız, Türkler gidecek buradan." Bu Hatay'da konuşuluyor.

Değerli milletvekilleri, iktidar "Zulümden kaçan Suriyelileri koruyoruz." cümlesiyle yaşananları açıklayamaz. "Vazifeyi ihmale sürükleyen merhamet vatana ihanettir." diyor Gazi Mustafa Kemal Atatürk. O zaman -hani çok merhamet gösteriyorsunuz ya- size sorarız: Evinin önünde önce sırtından bıçaklanan, arkasından da Rambo bıçağıyla boğazı kesilen Necati Bağcı'yı katleden katilleri Esat'tan mı koruyordunuz? Ya da İstanbul'da, Fatih'te gündüz gözüyle 16 yaşındaki İsmail Bayar'ı kendilerine güldü diye kaburgalarını kırarak, kalbinden bıçaklayan katiller gerçekten korunmaya muhtaç mıydı bu ülkede?

Türkiye'nin karşı karşıya oyduğu süreç bir stratejik göç mühendisliğidir. Bu, büyük bir projedir. Orgeneral Wesley Clark 1997-2000 arasında NATO'nun Avrupa Birliği birlikleri komutanlığını yapmış kişi "Modern Savaşları Kazanmak - Irak, Terörizm ve Amerikan İmparatorluğu" adlı kitabında şöyle yazıyor: "Kasım 2001'de Pentagon'a geri döndüğüm zaman yüksek rütbeli bir kurmay subayıyla sohbet etme fırsatım oldu. Evet, hâlâ Irak'a karşı operasyon için iz sürüyorduk söylediğine göre ama daha fazlası vardı. Bu, beş yıllık bir planın parçası olarak konuşulmuştu ve toplam 7 ülke söz konusuydu. Irak'la başlanacak, sonra Suriye, Lübnan, Libya, İran, Somalı ve Sudan gelecekti." Bunu yazan bir Amerikan orgenerali. Irak, parçalandı; Sudan, bölündü; Libya, iç savaşta, parçalanma sürecinde; İran, gergin; Orta Doğu'ya bir kürdistan yerleştirmek için Irak ve Suriye'den sonra sırada İran ve Türkiye var. Türkiye'de bir iç savaş çıkarma girişmeleri hep başarısız oldu. Türk-Kürt çatışması çıkartamadılar; Alevi-Sünni çıkartamadılar; laik-antilaik çıkartamadılar çünkü biz bir milletiz. Ama dışarıdan Türkiye'ye sokulan bir sosyoloji üzerinden, Suriye ulus devleti içinde formatlanmış milyonlarca Suriyeli üzerinden Türkiye'yi bir iç çatışmaya sürüklemek çok kolaydır.

Çok değil, değerli arkadaşlar, yirmi yıl sonra Şanlıurfa, Gaziantep, Kilis ve Hatay'da nüfus üstünlüğü Suriyeli sığınmacılar ve çocuklarında olur. Bu nüfus üstünlüğüyle bunlara vatandaşlık verirseniz, yarın "Suriye'ye bağlanmak istiyoruz, plebisit yapılsın." derse ne diyeceksiniz?

Değerli milletvekilleri, Hispanikleri ABD'ye almamak için Meksika sınırına Pentagon'un bütçesinden 197 tane projeyi iptal ederek duvar ören Trump "Türkiye, Suriyelilere vatandaşlık versin." diyor. PKK-PYD-kürdistan projesine destek gerçekleşsin diye "Suriyeliler Türkiye'de kalsın." diyor. Onu destekleyen İsrail Suriyelilerin Türkiye'de kalmasını istiyor. Avrupa Birliği "Suriyeliler Türkiye'de kalsın." diye lobicilik yapıyor, para sarf ediyor. IŞİD ve El Nusra aynı şeyi yapıyor.

Değerli AKP milletvekilleri, bakın, Annan Planı konusunda sizinle aynı fikirdeydik. Siz, Annan Planı'nı desteklediniz, biz karşı çıktık, şimdi, siz de bizim gibi düşünüyorsunuz. Bundan dolayı da biz Doğu Akdeniz'de güzel bir hamle yapmış durumdayız, 4 parti ortak, Doğu Akdeniz politikasını destekledik. FETÖ konusunda da ayrı fikirdeydik, bugün aynı düşünüyoruz, siz de bizim gibi düşünüyorsunuz. PKK'yla müzakereler konusunda farklıydık, şimdi siz de bizim gibi düşünüyorsunuz. Suriyeliler konusunda bugün farklı düşünüyoruz, bir gün siz bizim gibi düşüneceksiniz; o gün çok geç olacak.

Türkiye ve Suriye'ye, esasen Orta Doğu'ya kurulmuş büyük bir emperyalist projeyi tarihin çöplüğüne atmak için Suriyelilerin vatanlarına dönmelerini hep birlikte desteklemeliyiz. "Suriyeliler, sığınmacılar gönüllü olarak giderlerse giderler, gitmek istemezlerse kalırlar." şeklinde bir açıklama kabul edilebilir değildir çünkü Türkiye'nin güvenlik çıkarları ve Türkiye'nin toprak bütünlüğü her türlü mülahazanın üstündedir.

- KPSS Cafe, Siyaset bölümünde yayınlandı
https://www.kpsscafe.com.tr/haber/4291000/ak-parti-jandarmalarin-sancagini-elinden-aldi