İsrail Vaadedilmiş Topraklar Meselesi Nedir? Türkiye'de Vaadedilmiş Toprak Var mı?

İsrail - Filistin savaşının alevlenmesiyle birlikte binlerce vatandaş senelerdir koşulan vaadedilmiş topraklar meselesini merak etmektedir.

Binlerce vatadaş arama motorlarında '' vaadedilmiş topraklar '' neresi, vaadedilmiş topraklar nedir gibi soruların cevabı araştırmaktadır. Vaadedilmiş topraklar kısaca museviliğe göre tanrı tarafından onlara vadeddilmiş bölge olarak nitelendirilebilir. Bu topraklar fırat -hatta mezopotomya'nın büyük bölümü-, güneydoğu anadolu bölgesi'nin çok büyük kısmı, akdeniz bölgesi'nin doğusu (hatay) gibi yerleri de kapsayan, tanrı'nın israil'e vaad ettiği topraklar olarak bilinmektedir.

İsrail Vaadedilmiş Topraklar Meselesi Nedir?


Ekşisözlükte bir yazar tarafından bu konu hakkında detaylı bir içerik hazırlanmıştır. Bu içeriğe göre vaadedilmiş toprak meselesi şu şekilde anlatılmıştır.

vaadedilmiş topraklar/ arz-ı mev’ud
günümüzde israil denildiği zaman, ilk olarak ‘vaad edilmiş topraklar’ akla gelir ve bu kavram hemen nil’den fırat’ı çağrıştırır, doğaldır. çünkü vaat edilmiş topraklar meselesi artık hepimizin hafızasında yer etmiştir ve bu deyiş bize israil’in gelecekteki olası emel ve hedeflerini hatırlatır ve ürkütür, bu da doğaldır. çünkü fırat bizim nehrimizdir, vatan toprağını sular.

dolayısıyla nil-fırat demek, israil’in bizim vatanımıza göz diktiği anlamına gelir ki, bu durumun içgüdüsel de olsa, israil’e karşı bir tepkiye yol açması oldukça doğaldır.

peki, içgüdülerin ötesinde, aklın ve mantığın hakim olduğu bir düzlemde, bu tepki doğru ve doğal mıdır?

peki, gerçekten israil’in tevrat’ta geçen nil’den fırat’a toprak vaadi ile bugünkü siyaseti arasında dinsel ve kutsal bir bağ var mıdır?

tüm bu sorulara cevap bulmak için milattan öncesine, 1.800’lü yıllara doğru bir yolculuk yapmak gerek, yani günümüzden yaklaşık dört bin yıl öncesine…

filistin/ kenan diyarına göç etmeden önce ibrahim harran’da kabilesi ile birlikte yaşamaktaydı. eşi saray yanındaydı, çocukları ishak ve esav henüz doğmamıştı. bir gün bir gece,

tanrı gökyüzünden ibrahim’e göründü, onu kutsadı, soyunu büyük bir ulus yapacağı konusunda söz verdi ve ülkesini, akrabalarını ve baba evini bırakıp ayrılmasını istedi:

“ sana göstereceğim ülkeye git. seni büyük bir ulus yapacağım, seni kutsayacak, sana ün kazandıracağım, bereket kaynağı olacaksın. seni kutsayanları kutsayacak, seni lanetleyeni lanetleyeceğim. yeryüzündeki bütün halklar senin aracılığınla kutsanacak [1] .”

ibrahim hiç tereddüt etmedi; tanrı’nın bu buyruğu üzerine karısı saray’ı, yeğeni lut’u, kazandıkları malları, edindikleri uşakları yanına alıp kenan ülkesine gitmek için harran’dan ayrıldı. ülke boyunca şekem’deki more meşesine kadar ilerledi, o günlerde orada kenanlılar yaşamaktaydı ve tam orada...
tanrı göklerden bir daha seslendi:

“bu toprakları senin soyuna vereceğim”.

tanrı’nın buyruğu üzerine harran’dan ayrılan ibrahim, çok uzun bir süre kenan topraklarında yaşadı. hep tanrı’nın bu vaadini hatırladı, bu toprakların hayalini kurdu, çünkü kendisine vaat edilmiş topraklar oldukça büyüktü ve soyuna sonsuza dek yeterdi.

ama bir sorun vardı, o da, bu topraklarda halen ve çok sayıda yerli kabileler yaşamaktaydı. ibrahim’e verilen buyruk tanrısal bir buyruk olduğu için, kimse ötesini ve berisi düşünmedi ve ibrahim oradan ayrılarak beytel’in doğusundaki dağlık bölgeye gitti. çadırını batıdaki beytel’le [2] doğudaki ay kenti’nin arasına kurdu, tanrı’ya bir sunak yaptı. sonra kona göçe negev’e [3] doğru ilerlerdi [4] .

ve bir gün tanrı ibrahim’e yine göründü ve toprak vaadini tekrarladı:

“bulunduğun yerden kuzeye, güneye, doğuya, batıya dikkatle bak. gördüğün bütün toprakları sonsuza dek sana ve soyuna vereceğim. soyunu toprağın tozu kadar çoğaltacağım. öyle ki, biri çıkıp da toprağın tozunu sayabilirse, senin soyunu da sayabilecek. kalk, sana vereceğim toprakları boydan boya dolaş [5] .”

tanrı bu vaadi yaptı sırada, ibrahim bugünkü kudüs’ün güneyindeki hebron yakınlarındadır. bulunduğu yerden dört ana yöne baktığında gördükleri, çok zaman sonraları falih rıfkı atay’ın zeytindağı tepesinden bakıp gördükleri ile aynıdır:

“…zeytindağı’nın tepesindeyim. lut denizine ve gerek dağlarına bakıyordum. daha ötede, kızıl denizin bütün sol kıyısı, hicaz ve yemen var. başımı çevirdiğim zaman kamame’nin [6] kubbesi gözüme çarpıyor. burası filistin’dir. daha aşağıda lübnan var: suriye var; bir yanda süveyş kanalına, öbür yandan basra körfezine kadar çöller, şehirler [7] .”

tanrı’nın vaat ettiği topraklar bir yanda mısır’a, öte yanda suriye ve ırak’a kadar uzanmaktadır, uçsuz bucaksız, bal ve süt kokan topraklar. tanrı’nın ‘kalk, dolaş’ demesi üzerine ibrahim hemen çadırını sökmüş ve gidip hebron’daki mamre meşeliğine yerleşmiştir.
orada tanrı ibrahim’e gökyüzünden yine seslenmiş ve soyunu bekleyen geleceği ona bildirmiştir:

“şunu iyi bil ki, senin soyun yabancı bir ülkede, gurbette yaşayacak. dört yüz yıl kölelik edip baskı görecek. ama soyuna kölelik yaptıran ulusu cezalandıracağım. sonra soyun oradan büyük mal varlığıyla çıkacak. sen de esenlik içinde atalarına kavuşacaksın. ileri yaşta ölüp gömüleceksin. soyunun dördüncü kuşağı buraya geri dönecek. çünkü amorlular’ın yaptığı kötülükler henüz doruğa varmadı.”

tanrı’nın ibrahim’e buyurduğu bu sözler bir akşamüstü bildirilmişti.

güneş batıp da karanlık çökünce, dumanlı bir mangalla alevli bir meşale ortaya çıktı ve o gün tanrı ibrahim’e vaat ettiği toprakların sınırını çizdi:

“mısır ırmağı’ndan büyük fırat ırmağı’na kadar uzanan bu toprakları –ken, keniz, kadmon, hitit, periz, refa, amor, kenan, girgaş ve yevus topraklarını– senin soyuna vereceğim [8] .”

anlaşılan odur ki günümüzde dilden dile dolaşan ‘vaat edilmiş topraklar’ ya da kutsal toprakların kabaca sınırı budur; nil’den fırat’a…

ve burada geçen ‘dört yüz yıl kölelik’ yusuf’un mısır’a satılması ve musa’nın israiloğullarını mısır’dan çıkartmasıyla arada geçen dört yüz otuz yıldır. nil’den fırat’a diyerek başlayan cümle arasında geçen isimler ise antik çağlarda bu coğrafyada yaşamış olan toplulukların adıdır ki bunların başında filistinliler yer alır. tevrat’a göre tanrı’nın vaat ettiği topraklara israiloğullarının gelmesi, yerleşmesi ve yaşaması için de bir şartı vardır.

tanrı bu şartı açıklamadan önce ibrahim’e vaadini yeniden hatırlatır:

“ben her şeye gücü yeten tanrı’yım. benim yolumda yürü, kusursuz ol. seninle yaptığım antlaşmayı sürdürecek, soyunu alabildiğine çoğaltacağım. seninle yaptığım antlaşma şudur; birçok ulusun babası olacaksın. artık adın avram değil, ibrahim olacak. çünkü seni birçok ulusun babası yapacağım. seni çok verimli kılacağım. soyundan uluslar doğacak, krallar çıkacak. antlaşmamı seninle ve soyunla kuşaklar boyunca, sonsuza dek sürdüreceğim. senin, senden sonra da soyunun tanrısı olacağım. bir yabancı olarak yaşadığın toprakları, bütün kenan ülkesini sonsuza dek mülkünüz olmak üzere sana ve soyuna vereceğim. onların tanrısı olacağım.”

ve tanrı şartını açıklar; toprak vaadinin ilk şartı sünnettir ve tanrı bu şartı, israiloğulları’nın bu anlaşmaya bağlı olması koşuluna bağlamaktadır:

“aranızdaki erkeklerin hepsi sünnet edilecek. sünnet olmalısınız. sünnet aramızdaki antlaşmanın belirtisi olacak. evinizde doğmuş ya da soyunuzdan olmayan bir yabancıdan satın alınmış köleler dahil sekiz günlük her erkek çocuk sünnet edilecek. gelecek kuşaklarınız boyunca sürecek bu [9] .”

başlangıçta avram adıyla yola çıkan bu kutsal kişilik, tanrı buyruğu ile abraham adını alır ve abraham; kur’an’ı kerim ayetlerinde geçen ‘hazret ibrahim’dir. karısı saray’a gelince, o da saray değil artık sara’dır, çünkü tanrı onun da ismini değişmiştir:

“karın saray’a gelince, ona artık saray demeyeceksin. bundan böyle onun adı sara olacak. onu kutsayacak, ondan sana bir oğul vereceğim. onu kutsayacağım, ulusların anası olacak. halkların kralları onun soyundan çıkacak.”

ibrahim’in eşi sara’dan ishak, diğer eşi hacer’den ise ismail adında iki oğlu oldu ve ilk çocuğu ismail’di. bu nedenle ibrahim soyunun ismail’le sürmesini istemişti, çünkü ilk eşinden doğan çocuğuydu, ancak tanrı bunu kabul etmedi ve ibrahim’e soyunun ishak’la süreceğini buyurdu:

“karın sara sana bir oğul doğuracak, adını ishak koyacaksın. onunla ve soyuyla antlaşmamı sonsuza dek sürdüreceğim. ismail’e gelince, seni işittim. onu kutsayacak, verimli kılacak, soyunu alabildiğine çoğaltacağım. on iki beyin babası olacak. soyunu büyük bir ulus yapacağım. ancak antlaşmamı gelecek yıl bu zaman sara’nın doğuracağı oğlun ishak’la sürdüreceğim [10] .”

ibrahim tanrı’nın buyruklarını aynı gün yerine getirdi ve evindeki bütün erkekleri o gün sünnet ettirdi. böylece tanrı’nın vaat edilmiş topraklara ilişkin ilk şartı da yerine getirilmiş oldu. ibrahim uzun süre filistin/kenan topraklarında yaşadı. daha sonra tanrı ibrahim’i sınamak istedi ve kendine olan bağlılığını görmek için oğlu ishak’ı kurban etmesini buyurdu…

tanrı’nın ibrahim’e yapmış olduğu toprak vaadi oğlu ishak ile sürdü. tevrat okurlarının bildiği üzere, filistin’de bir kıtlık çıkıp da ishak mısır’a ilk gitmeye kalktığında, tanrı onu durdurmuş ve babasına yapmış olduğu vaadi ona anlatmıştı:

“mısır’a gitme. sana söyleyeceğim ülkeye yerleş. orada bir süre kal. ben seninle olacak, seni kutsayacağım: bütün bu toprakları sana ve soyuna vereceğim. baban ibrahim’e ant içerek verdiğim sözü yerine getireceğim. soyunu gökteki yıldızlar kadar çoğaltacağım. bu ülkelerin tümünü onlara vereceğim. yeryüzündeki bütün uluslar senin soyun aracılığıyla kutsanacak. çünkü ibrahim sözümü dinledi. uyarılarıma, buyruklarıma, kurallarıma, yasalarıma bağlı kaldı [11] .”

bu yüzden ishak oğlu yusuf’un peşine takılarak hemen mısır’a gitmemiş, hebron’da kalmıştı. o da tıpkı babası gibi, oğlu yakup’un kenanlı kadınlarla evlenmesine karşı çıkmış ve onu akrabası nahor’un torunu lavan’ın kızı ile evlendirmişti. gelinleri alıp geri dönerken, yakup gece bir düş görmüştü; yeryüzüne bir merdiven dikilmiş, bu merdivenle başı göğe erişmekte ve tanrı’nın melekleri merdivenden inip çıkmaktaydı.

ve aynı gece tanrı yakup’a ibrahim soyunun kendisi ile süreceğini bildirmişti:

“atan ibrahim’in, ishak’ın tanrısı rab benim. üzerinde yattığın toprakları sana ve soyuna vereceğim. yeryüzünün tozu kadar sayısız bir soya sahip olacaksın. doğuya, batıya, kuzeye, güneye doğru yayılacaksınız. yeryüzündeki bütün halklar sen ve soyun aracılığıyla kutsanacak. seninle birlikteyim. gideceğin her yerde seni koruyacak ve bu topraklara geri getireceğim. verdiğim sözü yerine getirinceye kadar senden ayrılmayacağım [12] .”

yakup paddan-aram’dan dönünce de, tanrı ona yine görünmüş, onu kutsamış ve adının israil olduğunu buyurmuştu:

“sana yakup diyorlar, ama bundan böyle adın yakup değil, israil olacak. ben her şeye gücü yeten tanrı’yım. verimli ol, çoğal. senden bir ulus ve uluslar topluluğu doğacak. kralların atası olacaksın. ibrahim’e, ishak’a verdiğim toprakları sana verecek, senden sonra da soyuna bağışlayacağım [13] .”

yıllar sonra ishak’ın babası ibrahim öldü ve hebron’da gömüldü. ishak yaşlandı, oğlu yusuf mısır’a satıldı ve uzun süre onu göremedi. sonra ishak da mısır’a gitti ve orada, oğullarının yanında yaşadı ve orada hayata gözlerini kapadı… israiloğulları mısır’da çok uzun süre yaşadı, çoğaldı, büyüdü. öylesine çoğaldı ki mısırlılar bundan rahatsız oldu, sayılarının artmaması için yeni doğan ibrani çocuklarını öldürmeye başladı.

tam böylesi bir süreçte musa dünyaya geldi ve tanrı ibrahim’e, ishak’a, yakup’a yapmış olduğu nil’den fırat’a kutsal topraklar vaadini musa’ya da yaptı ve ona gökyüzünden seslendi:

“musa, musa! fazla yaklaşma. çarıklarını çıkar. çünkü bastığın yer kutsal topraktır. ben babanın tanrısı, ibrahim’in tanrısı, ishak’ın tanrısı ve yakup’un tanrısı’yım. halkımın mısır’da çektiği sıkıntıyı yakından gördüm. angaryacılar yüzünden ettikleri feryadı duydum. acılarını biliyorum. bu yüzden onları mısırlılar’ın elinden kurtarmak için geldim. o ülkeden çıkarıp geniş ve verimli topraklara, süt ve bal akan ülkeye, kenan, hitit, amor, periz, hiv ve yevus topraklarına götüreceğim [14] .”

tanrı’nın musa’ya yaptığı bu ilk vaadden sonra, tanrı’ya güvenerek israiloğulları mısır’dan çıktılar, musa önderliğinde vaad edilmiş topraklara doğru, çölde kırk yıl süren uzun bir yolculuk yaptılar.

bugünkü ürdün’ün şeria nehri yakınlarında konakladılar. aynı anda gökyüzü sarsıldı ve tanrı tekrar musa’ya görünerek ilk kez vaddedilmiş toprakların sınırını baştan aşağıya çizdi:

“ey musa, israilliler’e de ki, mülk olarak size düşecek kenan ülkesine girince, sınırlarınız şöyle olacak: güney sınırınız zin çölü’nden edom sınırı boyunca uzanacak. doğuda, güney sınırınız lut gölü’nün ucundan başlayacak, akrep geçidi’nin güneyinden zin’e geçip kadeş-barnea’nın güneyine dek uzanacak. oradan hasar-addar’a ve asmon’a, oradan da mısır vadisi’ne uzanarak akdeniz’de son bulacak. batı sınırınız akdeniz ve kıyısı olacak. kuzey sınırınız akdeniz’den hor dağı’na dek uzanacak. hor dağı’ndan levo-hamat’a, oradan sedat’a, zifron’a doğru uzanarak hasar-enan’da son bulacak. kuzeyde sınırınız bu olacak. doğu sınırınız hasar-enan’dan şefam’a dek uzanacak. sınırınız şefam’dan ayin’in doğusundaki rivla’ya dek inecek. oradan kinneret gölü’nün doğu kıyısındaki yamaçlara dek uzanacak. oradan şeria ırmağı boyunca uzanacak ve lut gölü’nde son bulacak. her yandan ülkenizin sınırları bu olacaktır. [15] ”

vaadedilmiş toprakların olası hudutları

tanrı’nın musa’ya çizdiği vaat edilmiş toprakların sınırı, çoğu kez yahudi düşünürler arasında tartışmalara yol açtı, tıpkı ülkemizde olduğu gibi. kimi sadece filistin diyordu, kimi ise bunun da ötesi.

nil’den fırat’a kadar uzanan toprak parçası, israilli akademisyen israel shakak’a göre ki bu yeni israil stratejisinin fikir babasıdır, mısır’ın başkenti kahire’den türkiye’nin incisi van’a kadar uzanmaktadır:

- güneyde tüm sina yarımadası ve buna ek olarak kuzey mısır’ın kahire’ye kadar uzanan bir parçası; doğuda ürdün’ün tamamı ve suudi arabistan’ın kuzey bölgesi; kuveyt’in tümü ve ırak’ın çok büyük bir bölümü; kuzeyde lübnan’ın ve suriye’nin tamamı, buna ek olarak türkiye’nin van gölü’ne kadar uzanan büyük parçası; ve batıda kıbrıs.’

israil devletinde bu sınırlar üzerinde araştırmalar yapılmakta, istihbarat servisleri bu konuda özel raporlar hazırlamakta, kitaplarda, atlaslarda bu harita öğrencilere sunulmaktadır. örneğin okullarda dağıtılan bir bildiride konuyla ilgili şu ifadelere yer verilmektedir: ’biz burada en uygun yayılma yönteminden bahsediyoruz… politik açıdan (kuzeyde) ulaşmamız gereken sınır fırat ve dicle nehirleridir. bu yahudi şeriatında yazılıdır. dolayısıyla bu konuda her hangibir anlaşmazlık olamaz. tartışılabilecek tek konu, bunun nasıl hayata geçirileceğidir [16] ’.

gerçek budur ve karşımızda nil-fırat kutsalını kendi kutsallarına dahil etmek için gayret gösteren bir israil vardır. mesele kutsal olanın nerde başladığını ve nerede bittiğini bilebilmektir. bu düşüncelerimiz bir yana, tanrı’nın israiloğulları’na vaat ettiği toprak anlaşması musa’dan sonra onun yardımcısı nun oğlu yeşu ile devam etti.

tanrı, kulu musa’nın ölümünden sonra onun yardımcısı yeşu’ya, sina dağı’nda musa ile yapmış olduğu anlaşmaya sadık kalmak şartıyla vaat etmiş olduğu toprakları bildirdi:

“kulum musa öldü. şimdi kalk, bütün halkla birlikte şeria ırmağı’nı geç. size, israil halkına vereceğim ülkeye girin. musa’ya söylediğim gibi, ayak basacağınız her yeri size veriyorum. sınırlarınız çölden lübnan’a, büyük fırat ırmağı’ndan –bütün hitit ülkesi dahil– batıdaki akdeniz’e kadar uzanacak. yaşamın boyunca hiç kimse sana karşı koyamayacak; nasıl musa ile birlikte oldumsa, seninle de birlikte olacağım [17] .”

bugün araştırmacılar için en güvenilir kaynak olan yahudiler’in kutsal kitabı tanah’ta geçen ‘vaat edilmiş topraklar’ meselesi budur; tanrı tarafından israiloğulları’na bahşedilmiş nil’den fırat’a kadar uzanan kutsal topraklar.

neden bu topraklar diye sorulduğunda ibrahim soyunun doğduğu, yaşadığı, göç ettiği ve sürgüne gittikler topraklar akla gelmektedir; nil’den fırat’a.

bu bir inanç meselesidir, belgesi kutsal kitap tanah’tır ve herkes inançlarında özgürdür.

dolayısıyla burada ki asıl mesele; yahudiler’in tanah’ta geçen kutsal vaade yürekten bağlı olup olmadıkları değil, bu vaadi gerçekleştirmek için günümüz ortadoğu’sunda bir savaşı göze alıp alamayacakları meselesidir.

erdal sarızeybek

[1] tanah/tevrat, tekvin, bölüm 12: 1-3.

[2] beytel(beth-el): kudüs’ün kuzeyinde arkeolojik sit ve antik filistin şehri.

[3] negev(necef)neguev(larousse): israil’in güneyindeki çölün adı.

[4] tevrat/tekvin bölüm 12: 7.

[5] tevrat/ tekvin, bölüm 13: 12-18.

[6] kamame kilisesi: kıyamet kilisesi veya kamame kilisesi tüm tektanrılı dinler için kutsal bir şehir olan kudüs’tedir. hıristiyanlara göre hazreti isa çarmıhta can verdikten sonra bu kilisenin içinde bulunan mezara gömülmüş. o yüzden kamame (yahut kıyamet) kilisesi tüm hıristiyanlık álemi için aynı derecede önemli ve kutsal sayılıyor( oktay ekşi, yazar, hürriyet, 23.04.2008.

[7] zeytindağı, anı, s.41. falih rıfkı atay, pozitif yayınları, 2004.

[8] tekvin, bölüm 15: 12-21.

[9] yaratılış 17: 4/14.

[10] yaratılış 17: 15/21.

[11] yaratılış 26: 1/6.

[12] yaratılış 28: 10/15.

[13] yaratılış 35: 6/15.

[14] tanah/tevrat/ çıkış, bölüm 3: 4/8.

[15] tevrat/tekvin, bölüm 34: 1/13.

[16] büyük israil stratejisi, araştırma, s.21, hikmet erdoğdu, ıq kültür sanat yayıncılık, 2005.

[17] tanah/ yeşu, bölüm 1:1/9.

10 Eki 2023 - 19:27 - Yaşam



göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak KPSS Cafe Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan KPSS Cafe hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler KPSS Cafe editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı KPSS Cafe değil haberi geçen ajanstır.



Anket Kamuya Memur Ve Personel Alımlarında Mülakat Kaldırılmalı mı?
Tüm anketler