Sınava Hazırlanan Kişilerin En Çok Zorlandığı Nokta - KAYGI

Sınava hazırlanırken yaşanan sınav kaygısı ve sınav esnasında oluşan kaygı, öğrencilere bildiklerini unutturmanın yanı sıra, sınavda da problem oluşturuyor. Kaygı derecesini optimum seviyeye getirmeliyiz.

banner396

Sınava Hazırlanan Kişilerin En Çok Zorlandığı Nokta - KAYGI

Sınava hazırlanırken yaşanan sınav kaygısı ve sınav esnasında oluşan kaygı, öğrencilere bildiklerini unutturmanın yanı sıra, sınavda da problem oluşturuyor. Kaygı derecesini optimum seviyeye getirmeliyiz.

29 Eylül 2015 Salı 13:06
2240 Okunma
Sınava Hazırlanan Kişilerin En Çok Zorlandığı Nokta - KAYGI
 ÖĞRENCİNİN KORKULU BELASI: KAYGI

Ankara’da eğitimin tanınmış simalarından Dr. Murat AKTAŞ, üniversite giriş (LYS) sınavının yaklaştığı bu günlerde öğrencilerin başarısını en çok etkileyen faktörlerden olan ve öğrencilerin korkulu belası diye adlandırılan “SINAV KAYGISI” üzerine önemli açıklamalarda bulundu. Dr. AKTAŞ, öğrencilerin ve velilerin yanlış tutumları ve yanlış yönlendirmeler yüzünden basit birkaç işlemle çözümlenecek problemlerin, çocuğun hiperaktif, dikkat dağınıklığı veya psikolojik problem diye nitelendirilerek psikolojik ilaç kullanılacak duruma getirildiğini belirtti. Oysa ki günümüzden 10-15 yıl öncesinde yaramaz diye nitelendirilen çocuk tipine, günümüzde hiperaktif diye etiket vurularak ilaç verilmesine karşı çıkıyor.

ÖĞRENCİNİN KORKULU BELASI: KAYGI
Yapılan araştırmalar, stres sırasında beyinde salgılanan maddelerin miktarındaki artışın öğrenmeyi olumlu etkilediğini göstermiştir. Fakat öğrenme süresi uzadıkça ve öğrenme karmaşıklaştıkça kaygının yüksek seviyede olması öğrenmeyi güçleştirdiği saptanmıştır. Bu durumda kaygı seviyesi düşük olan öğrencilerin, kaygı seviyesi yüksek olan öğrencilerden daha başarılı olduğu belirlenmiştir. Çünkü yüksek kaygı esnasında, beyinde salgılanan maddelerdeki önemli artış, öğrenme süreci için gerekli olan protoin sentezini engelleyici miktara ulaşmaktadır. Yapılan bir araştırmaya göre sınavlara hazırlanan öğrencilerin kaygı seviyesi genel cerrahi ameliyatına girecek olan hastalarının kaygı seviyesinden daha yüksek çıkmıştır. Ayrıca sürekli stres altında yaşayan insanların beyinlerinin 40 yaşından sonra gerileyeceği yönünde bulgular elde edilen araştırmalar mevcuttur. Bu nedenle aşırı kaygıdan mutlaka kurtulmak gerekir. “Dertler için tek bir deva vardır, dünyanın bütün ilaçlarından iyidir: Çalışmak...”
-Sınav kaygısının normal düzeyde olması DOĞALDIR  hatta YARARLIDIR.

- Çok düşük düzeydeki kaygı  ya da kaygısının hiç olmaması MOTİVASYONU DÜŞÜRÜR.

- Aşırı kaygı, hatırlamayı ve öğrenmeyi GÜÇLEŞTİRİR.

Önemli olan kaygı yaşayan öğrencinin bu kaygısının sebeplerinin ne olduğunun saptanmasıdır. . Sonraki aşama ise bu sebeplerin etkisiz hâle getirilmesidir.

SINAV KAYGISININ NEDENLERİ

* Doğru öğrenme yöntemi kullanarak ders çalışmama ve derste öğrenilenleri tekrar etmeme, hedefin belirsizliği, plânsızlık

* Ne yaparsam yapayım başarısız olacağım düşüncesi

* Gelecekteki mutluluğu ve başarı için  iyi bir üniversiteyi kazanmayı tek yol olarak görmesinin ortaya çıkardığı endişeler

* Danışılacak uygun kişilerin olmaması ve arkadaş çevresinin olumsuz telkinleri

* Çocuğun takıntılı olması, anormal düzeyde rekabetçi bir ruha sahip olması

*Aile büyüklerinin ve çevrenin yanlış tutumları, çocuğu başkalarıyla kıyaslama, takdir etmeme, ailenin çocuktan yüksek başarı beklentileri.

SINAV KAYGISININ BELİRTİLERİ

Davranışsal belirtiler; ders çalışmaktan kaçmak veya ders çalışmayı ertelemek, ders çalışmayı bırakmak, deneme sınavlarını yarıda bırakmak veya sınavlara hiç girmemek

Duygusal belirtiler; sinirlilik, heyecan, karamsarlık, gerginlik, korku, panik, kaygı

Fizyolojik belirtiler; solunumun hızlanması, kalp atış sayısının artması, yüzde kızarma, kaslarda gerginlik, baş ağrısı ve dönmesi, avuç içi terleme, mide kasılmaları gibi çeşitli sindirim sistemi problemleri, ateş basması, kusma, idrara çıkma sıklığının artması

KAYGININ GİDERİLMESİ

Öğrenci;

Sınavın her şey olmadığını, özellikle de zekâ seviyesinin kesinlikle sınavla ölçülemeyeceğini düşünmelidir.

Sınavı kazanmak kadar kaybetmenin de normal bir durum olduğunu düşünmelidir.

Hedeflerine ulaşabilmek için gerekli plânlamayı yapmalı; bunun için de öğretmenlerden veya uzmanlardan gerekli bilgiyi almalıdır.
Kendine güven duygusu kaygıyı azalttığına göre, bu duyguyu geliştirici etkinliklere yönelmelidir.
Daha önceden başarılı olduğu etkinlikleri hatırlayarak, bunu tekrar yapabileceğine kendisini inandırmalıdır.
Plânını uygulamayı başarabildiğini görünce kendine güveni gelecek, iş yapabilme becerisi gelişecektir. Kişinin kendine güveni gelmesi kaygıyı azaltacaktır

Gerçekçi olmalıdır. Gerçekçi olunmazsa hedefe yönelik yetersiz çalışmalar güvenini kıracak, kendini beceriksiz hissetmesine yol açacaktır.

Saplantılardan kurtulmalıdır. Aklına gelen düşüncelere değil, yaptıklarına değer vermelidir.
Kendine kendisi gibi olan, çalışkan arkadaşlardan oluşan bir grup kurmalı ya da böyle bir grubun içinde yeralmalıdır.

Başkaları adına düşünmemeli: “Ne derler, ne düşünürler hakkımda?” gibi düşüncelere kapılmamalı, kendi yaptıklarına ve yapması gerekenlere bakmalıdır.
Sınavı kazananlarla konuşmalı, bu doğrultuda yapılan röportajları okumalı, onlardan ne yapılması gerektiğini öğrenmelidir.
Kişinin kararlı bir şekilde plânlı çalışması sonucunda: “Kazanmam için yapılması gereken ne varsa elimden geldiğince yapıyorum. Bana düşen bu. Bundan sonrası bana ait değil.” şeklindeki bir düşünceyi benimsemesi kişiyi vicdanen rahatlatır; kaygıyı da azaltır.
Olayları gereğinden fazla abartmamalı, her şeyi kendi konumunda ve değerinde kabul etmelidir.
Sosyal ve kültürel etkinliklere, spora, müziğe zaman ayırmalıdır.
Kendinin bir birey olduğunu düşünmeli, kendini başkalarıyla karşılaştırmamalıdır.
Hedefe yönelik çalışmalarını gözden geçirmeli, ne kadarını gerçekleştirebildiğini belirlemeli, gerçekleştirmesi gerekenleri nasıl gerçekleştirebileceğini planlamalıdır.

BESLENMENİN ÖNEMİ

Öğrencinin beslenmesi, gerek okul derslerinde gerekse hazırlandığı sınavlardaki başarısında çok önemli bir yere sahiptir. Fakat genellikle arka planda tutulan bir faktördür. Bu konuda yapılan çeşitli bilimsel araştırmalarda, okulda yüksek not alanlar, sınıf ortamında öğretim faaliyetlerine katkıda bulunanlar, dikkatini anlatılana yoğunlaştırabilenler arasında kahvaltı eden öğrencilerin oranı daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Kahvaltı etmeyen öğrenciler ise gün boyunca düzensiz beslenmeye, açlıklarını şekerli gıdalarla bastırmaya, besleyici olamayan gıdaları seçmeye daha eğilimli olmaktadırlar. Çocukların alışkanlıkları ebeveynlerinkinden çok etkilenmektedir. Kahvaltı alışkanlığı olmayan bir anne babanın çocukları da benzer davranışa yönelmektedir. Halbuki ailece hep beraber besin değeri yüksek bir kahvaltıya oturmak çocukların öğrenmesinde çok olumlu katkı sağlayacaktır.

Özellikle kahvaltı alışkanlığındaki yanlış tutumlar öğrencinin gün boyu yapılacak faaliyetleri olumsuz etkileyebilmektedir. İyi bir kahvaltı çocuğun bütün gece aç kalan vücudunun tükenmiş olan depolarını doldurabilmesi için çok gerekli bir öğündür. Eğer çocuk okula kahvaltı yapmadan aç vaziyette gidiyorsa, öğle yemeğine kadar geçen süre içinde kendi enerji depolarından tüketim yapmak mecburiyetinde kalacaktır. Stres hormonları bu stokları harekete geçirmekte, bireyi sinirli, bitkin ve huzursuz yapar. Öğrencinin öğrenme kapasitesi düşeceği gibi, olumsuz davranışlar da sergileyebilmektedir. Kahvaltı yaptırmadan çocuğun okula gönderilmesi, şarj edilmeyen elektronik bir cihazı kullanmaya benzetilebilir.

Beyinde bulunan nörotransmitter (NT) diye adlandırılan maddeler beyindeki ara nöronlar arasında doğru bağlantıların kurulmasında etkindirler. Beslenme ile vücuda alınan besinler NT denilen bu özel maddelerin işleyişine etki eder. Proteinler, beyini uyaran ve sakinleştiren nörotransmitterlere etkilidir. Dietin bu iki tip proteini dengeli olarak içermesi çocuğunuzun davranışlarına ve öğrenmesine etki eder. Örneğin tirozin aminoasiti içeren et, süt, yumurta, soya, deniz ürünleri, beyini uyarırlar. Triptofan aminoasiti içeren fındık, ceviz, badem, hamur işleri, susam ve baklagiller ise rahatlık vericidirler. Kahvaltı, dengeli miktarda  karbohidrat  veprotein içermelidir.

Kan şekerinde ani yükselmeler yaratacak meyve suları veya şekerli gıdalar pankreasın çok insulin salgılamasına ve kan şekerinin aniden düşmesine neden olabilirler. Bu durum da çocuğungenel davranışlarına ve öğrenme isteğine olumsuz etki edecektir. Meyvalar ve nişastalı yiyecekler ise emilimleri yavaş olduğu için kan şekerinde dalgalanmalara neden olmaz ve kanda sağladıkları enerji düzeyi stabildir (düşük glisemik indeks).

Glisemik indeksi düşük olan gıdalar: Süt, yoğurt
Meyveler: kiraz, greyfurt, üzüm,  elma, portakal 
Tahıllar: pirinç, makarna, yulaf ve kepek,
Baklagiller: kuru fasulye, barbunya, mercimek, nohut

NOT: “www.kpsscafe.com.tr”  tarafından hazırlanan bu haber hiçbir şekilde başka internet sitelerinde kullanılamaz. Aksi takdirde tüm yasal girişimler yapılacaktır.
>>2016 KPSS'YE GİRECEK ORTAÖĞRETİM ADAYLARI DİKKAT!!!

Son Güncelleme: 05.05.2015 16:07
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner389

banner394