video/cemberde-aci-ve-uzunluk-konu-anlatimi-ders-izle-254
Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, İstanbul Sanayi Odası (İSO) Vakfı Mütevelli Heyeti toplantısına, vakfa destek veren sanayicilere yönelik ödül törenine ve İSO mayıs ayı olağan meclis toplantısına katıldı.

Dinçer, eğitim sistemi ile ilgili olarak çok fazla değişimin...


Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, İstanbul Sanayi Odası (İSO) Vakfı Mütevelli Heyeti toplantısına, vakfa destek veren sanayicilere yönelik ödül törenine ve İSO mayıs ayı olağan meclis toplantısına katıldı.



Dinçer, eğitim sistemi ile ilgili olarak çok fazla değişimin yapıldığı ve bu değişiklik sebebiyle sıklıkla başarısız kalındığının söylendiğini belirterek, değişimin seviyesinin çok önemli olduğunu, Türkiye'de yapılan herhangi bir çalışmanın sistemin bütünü olarak algılandığını ifade ederek, program düzeyinde bile değişiklik yapıldığında, eğitim sisteminde değişiklik yapıldığı havasında tartışıldığını ve bunun üzerinde değerlendirme yapıldığını söyledi.



Eğitim sistemiyle ilgili değişimin, nasıl olacağına ilişkin Dinçer, şunları kaydetti:



''Eğer eğitim sistemi ile ilgili değişimden bahsedecekseniz stratejik ve temel değişiklikleri, kapsamlı değişiklikleri öngördüğümüzde sistem üzerinde değerlendirme yapmanız gerekir. Eğer temel felsefenizi değiştirmiyorsanız, ana paradigmalarda farklılaşma olmuyorsa, esas stratejilerinizi değiştirmiyorsanız, bu değişiklikler operasyonel veya program düzeyindedir ve çok tartışılması gereken hususlar değildir. Normalde eğitim sisteminde köklü değişiklik yapmaya ihtiyacımız olduğunu vurgulamam lazım. Biz eğitim sisteminde gerçek anlamda değişmek zorundayız.''



Bakan Dinçer, dünyanın genellikle gelişmiş ülkeler üzerinde analiz yapılmasının küresel düzeyde sahip olunan bilgileri yanlı ve eksik bırakacağını anlatarak, şunları dile getirdi:



''Bize dair demografik olarak bakıldığında dünyada son 10 yılda 14 yaş grubu içerisinde insan sayısı 600 milyon arttı. 2020 yılına kadar 460 milyon daha artacağı tahmin ediliyor. Sadece orta ve az gelirli ülkelerden 20 yılda 1 milyar genç nüfus artacak. Gelişmiş ülkelerde bu yaş grubundaki nüfusun 17 milyon azalacağı tahmin ediliyor. Bu insanlar iş talep edecekler. Dünyadaki gelişen demografik eğilimlerin ve genç nüfus üzerinde yaptığımız övünmenin, geniş bir perspektiften bakıldığında çok stratejik tedbirler almayı gerektiren bir boyutu olduğunu fark ettirmektedir. Dünyada genç nüfus böyle artıyorken iş gücü piyasası ve ekonomik büyüme istihdam yaratıcı bir seviyede değil. Ekonomik büyüme ve istihdam arasında doğrusal bir kolerasyon yok.''



-''Dünyada her kutup kendi yeterliliğini belirlemeye çalışıyor''-



Son 10 yılda dünyanın gayri safi milli hasılasının yüzde 47 arttığı halde istihdamın yüzde 0,7 oranında arttığını belirten Dinçer, ekonomik gelişmenin beklenen kadar istihdam yaratmadığını kaydetti.



Dinçer, hızla artan genç nüfusun iş bulma sorununa değinerek, şunları söyledi:



''İş gücü piyasasında ve istihdam alanında giderek daha fazla uzmanlaşan ve aynı işe benzer işleri de kapsayacak şekilde çeşitlendirmeyi içeren eğilim söz konusu oluyor. 2020 yılına kadar 600 milyon civarında yeni iş yaratılamazsa ciddi anlamda demografik sorun yaratacak. Daha da uzmanlaşmış insanlara ihtiyaç duyuluyor. Giderek tek kutuplu dünyadan çok kutuplu dünyaya gidiyoruz. Her kutup kendi yeterlilik seviyesini belirlemeye başlıyor. Avrupa Birliği yeterlilik seviyeleri uyum çalışması içerisindeyken yeni yeterlilik seviyeleri oluşturuluyor. UNESCO'nun mesleki eğitim ile ilgili toplantısında yeterlilik sistemlerin tek hale getirilmesi mümkün mü- diye bakıldığını hatırlıyorum. AB ile yeterlilikte tam uyum sağlayamadığımız halde dünyanın ihtiyaç duyduğu yeterlilikleri de sistemimize dahil etmemiz gerekebilecek.''



Dünyanın pekçok yerinde eğitim ile ilgili stratejilerinin değiştiğini ifade eden Dinçer, sözlerini şöyle sürdürdü:



''ABD'de belirlenen yeni stratejik plan döneminde tüm ülke nüfusunun yüzde 60'ını üniversite mezunu yapmak istiyor. Japonya, 2020 yılına kadar tüm çağ nüfusunu yüzde 100 üniversite mezunu yapmak istiyor. Güney Kore, yüzde 100 üniversite mezunu yapmak istiyor. AB ülkelerinde lise mezunu insanların oranını yüzde 90'ın üzerine çıkarmak için hazırlık yapılıyor. Tüm dünyada eğitim alanında ciddi anlamda bir seferberlik var. 1999 ile 2009 yılları arasında tüm dünyada lise mezunu okullaşma oranı yüzde 81'den yüzde 88'e çıktı. Bizim şu anda Türkiye'de Çağ nüfusundaki ortaöğretim seviyesindeki insanların okullaşma oranının yüzde 60 olduğunu söylersem bunun ne anlama geldiğini anlarsınız.



Gelişmiş ülkelerde eğitim ortalaması en az 12 yılken, biz yarı yarıya daha düşük bir eğitim yılına sahibiz. Bizim dünya ile aramızda ciddi bir stratejik açıklık oluşmuş vaziyette bulunuyor. Türkiye'nin eğitim ortalamasını dünyaya yakın seviyeye çekmeye çalışsak da dünyanın 2020 yılına kadar belirlediği yeni stratejileri uygulamaya koyması halinde bu açığı kapatma fırsatımız olmayacak. Avrupa Birliği'nin ve dünyanın geri kalan kısmının eğitim alanında 2020 yılına kadar belirlediği stratejileri hedefleyip, ona uygun bir sıçrama başarırsak ancak aradaki mesafeyi kapatabileceğiz. Türkiye'de eğitim ile ilgili ufak tefek meselelerin bile ideoloji meselesi olarak ele alınması ve rasyonel bir zeminde tartışılmaması Türkiye için ciddi zafiyet oluşturuyor''



Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, mesleki liselerin yönetimlerine farklı uygulama yöntemleriyle, iş adamı örgütlerinin katılmaları gerektiğini, yeni yapılanmada hem eğitim alt yapısı oluşturma hem de eğitimde özel sektörün payının artırılmasına yönelik çalışmalar yürüttüklerini belirtti.



Dinçer, İstanbul Sanayi Odası (İSO) Vakfı Mütevelli Heyeti toplantısına, vakfa destek veren sanayicilere yönelik ödül törenine ve İSO Mayıs ayı olağan meclis toplantısına katıldı.



Türkiye'de, 1 ila 8'inci sınıf arasında 5 bin 760 saat eğitim verilirken, inceleme yapılan 43 ülkenin ortalamasının 6 bin 434 saat olduğunu kaydeden Dinçer, şöyle dedi:



''Mevcut uyguladığımız programda aslında 7 yaşında bile alsak çocuğu zaten çocuğa fazla yükleniyoruz. 1. sınıfta bir çocuğa biz yılda 720 saat ders veriyoruz, lise mezunu ediyoruz, 12 yıllık geçmişte bile hala 720 saatlik derslik veriyoruz. Özellikle ilk 8 yılda bu, çok daha belirgin. Her yıl düzenli biçimde 720 saat ders veriyoruz. Ama dünyanın pek çok ülkesi 1. sınıfta çok daha az, çocuğa oyun oynatarak, çocuğa okulu sevdirerek, program yaparken giderek artırıyor ve liseye geldiğinde aşağı yukarı 1.014 saate kadar çıkıyor yılda. 540 saatle başlayan ülkeler var. Bizim gibi 1. sınıfta 720 saatle başlayan ülke sayısı parmakla gösterilecek kadar az, bir iki tane. Genellikle 620-640 saat civarında. Her yıl düzenli 720 saatin çocuklarımızın pedagojisine uygun olmadığını, birçok ülkede de bu anlamda farklılık olduğunu söyleyebilirim.''



Dinçer, 4+4+4 Kanunu'nun zorunlu eğitimi 12 yıla çıkardığına değinerek, ''Tüm dünyanın eğitim seviyesini, lise mezuniyetiyle ilgili koyduğu hedefleri ve hatta üniversiteyle ilgili hedefleri gözününe aldığımızda, Türkiye'nin eğitimini 12 yıla çıkarmış olması gerçekten büyük bir zaruretti ve biz bu zarureti karşılamış olduk. Aslında geç de kalındı. Türkiye, 12 yıllık zorunlu eğitime çoktan geçmeliydi'' dedi.



Eğitimin 12 yıla çıkarılmasının, dünya ile Türkiye arasındaki mesafeyi tam anlamıyla kapatmayacağını dile getiren Dinçer, ''Çünkü tüm dünyanın lise sonrası üniversite eğitimini de hedefleyen bir strateji belirlediği dönemde bizim sadece liseyle alakalı hedef belirlemiş olmamız bence yetmiyor. Üniversite de zorunlu olmasa bile yeni stratejik hedefler belirleyeceğiz ve böylece o mesafeyi kapatacak tedbirler almaya çalışacağız'' diye konuştu.



Kanunla 60-72 aylık çocukların okula devam edeceklerine dair esneklik getirdiklerini ifade eden Dinçer, şöyle devam etti:



''Şimdi 66 aylık çocuklarımızı biz okullarımıza kaydedeceğiz. Daha önce yaptığımız uygulamalarda olduğu gibi adrese dayalı kayıt sistemi üzerinden bütün okullarımıza 66 ayını dolduran çocukların kayıtları otomatik yapılacak. Okul yöneticilerimiz, il ve ilçe yöneticilerimiz, devam etmeyen çocuklar için aileleriyle görüşme yapacaklar. 60-66 ay arasındaki çocuklarımız için ise velisinin iznine bırakıyoruz. 36'ncı aydan itibaren çocuklarımızı ana sınıflarına veya okul öncesi eğitim programlarına alıyoruz.''



-Mesleki eğitim çalışmaları-



Bakan Ömer Dinçer, özellikle mesleki eğitimde etkinlik ve verimliliği sağlayacak bir yönetişim yapısı kurgulanması gerektiğine işaret ederek, şu bilgileri verdi:



''Mesleki liselerin yönetimlerine farklı uygulama yöntemleriyle, iş adamı örgütlerimizin katılmaları gerekiyor kanaatindeyim. Yeni yapılanmada hem eğitim altyapısı oluşturma konusunda hem de eğitim özel sektöre, iş adamlarına, ilgili sektöre yönelik olarak bu sektörlerin payının artırılması konusunda yeni çalışmalar yürütüyoruz.



Mesela teşvik Kanununda, eğitime yönelik yapılan teşvikler, bunun adımlarından biriydi. Bir başkası; mesleki eğitimde öğrenci başına teşvik getirmek istiyoruz. Tüm Türkiye'deki organize sanayi bölgelerinde veya iş adamı örgütlerinde, ticaret ve sanayi odalarında ve meslek odalarında, eğer kendi ihtiyaç duyduğu elemanı yetiştirmek istiyorsa, okulunu kursun, yönetimini kendisi yapsın, biz öğrenci başına destek verelim diye düşünüyoruz. Bununla ilgili bir hazırlığımız var. Bu, alternatiflerden bir tanesi.



İkincisi, bizim Türkiye'de yüzlerce, binlerce meslek lisemiz var ama bu yetmiyor. Mesleki eğitimde bizim oranlarımız iyileşmiş olmasına rağmen hala yeni okullar açmaya ihtiyacımız var. Mesela kamu-özel ortaklığı diye ikinci bir alternatifimiz daha olacak. Yine herhangi bir iş adamımız veya meslek örgütümüz, eğer isterse okulunu yapabilecek, eğitimle ilgili olmayan diğer altyapı hizmetlerini, donanımını sağlamak, servisini gerçekleştirmek, kantinini işletmek, yıllık boyasını, badanasını yapmak gibi diğer hizmetleri de karşılamak şartıyla, biz sadece eğitimini gerçekleştireceğiz ve buna karşılık olarak da biz ona bedel ödeyeceğiz.



Birincisinde okul bütünüyle iş adamı örgütlerinin, ikincisinde ise okul uzun vadede hizmet satın alma ve kiralama yöntemiyle sağlanacak, uzun vadede Milli Eğitim Bakanlığının olacak.



-İş adamlarının ihtiyaçlarına uygun müfredat-



Üçüncüsü, yine mevcut okullarımızda ticaret ve sanayi odalarının, meslek odalarının ve ilgili iş adamı örgütlerinin yönetimde söz sahibi olduğu bir yapı kurgulamak ve giderek iş adamlarının ihtiyaçlarına uygun müfredat oluşturacak düzenleme yapmak. Yani zorunlu dersler, seçimlik dersler ve uygulamayla ilgili konularda... Zorunlu derslerde belki inisiyatif sağlamamız mümkün değil ama seçimlik derslerde ve pratik yapma konusunda iş adamı örgütlerinin söz sahibi olabileceği başka bir yapı.''



Dinçer, bu konuları Mesleki Eğitim Çalıştayından sonra tartıştıklarını ve belirli noktaya geldiklerinde paylaşacaklarını söyledi.



-Birinci sınıflara, ''light'' müfredat-



Bakan Dinçer, Mayıs ayı sonundan itibaren, önce 4+4+4 ile ilgili yapılan değişikliklerin sisteme ne gibi yeni uygulamalar getirdiğine, nasıl yapılacağına ve yeni müfredatın ne olacağına ilişkin eğitim verileceğini belirterek, şunları kaydetti:



''Biz 1. sınıflar müfredatını, çocukların yaş grupları değiştiği için değiştiriyoruz. Daha 'light' bir müfredata dönüştürüyoruz. Buna dair uygulamaları Mayıs ayında 70 bin kişinin katılacağı eğitim programını başlatıyoruz. Ama daha önemlisi okul biter bitmez 15 Haziran'dan sonra ve okullar açılmadan önce 2'şer, 3'er haftalık dilimler halinde bu yıl tam 258 bin öğretmenimizi eğitime alacağız.



Böylece yoğun bir şekilde öğretmenlerimizin geliştirilmesi konusunda çaba sarfedeceğiz. Bundan sonra mesleki kariyer planları oluşturulduğunda da her kariyer basamağını yoğun bir eğitim programından sonra ancak sınav ile aşmalarını sağlayan düzenlemeler yapacağız.''



Kamu ve özel ortaklığı, kiralama yöntemi ve özel sektörün teşvik edilmesi, öğrenci başına teşvik verilmesi gibi haklı yöntemlerle farklı finansman yöntemleri uygulamaya koyduklarını ifade eden Dinçer, ''Bu uygulamalar birkaç ay içerisinde neticelendirilmiş olur. Altyapı çalışmalarımız ve fikri düzenlemelerimiz bitmek üzere. Bunları yaptığımızda hükümet olarak özellikle mesleki eğitimde işi yapan olmaktan çıkıp, işi kolaylaştıran bir pozisyona geçmiş olacağız'' diye konuştu.



Bir gazetecinin, ''5, 6 ve 7 yaşındaki çocuklar aynı sınıfta mı eğitim görecekler-'' sorusu üzerine ise Dinçer, ''Bunu nerden çıkarıyorsunuz- 66 aylık ile 84 aylık çocuk aynı sınıfta eğitim görecek. 5, 6 ve 7 yaşındaki çocuklar 60 ay ile 96 ay eder. Bu kadar mantıksız bir şey olabilir mi- Ben sadece şunu söylüyorum 66 ay ile 84 ay arasındaki çocuklar, bu ortalama 72 aylık çocuklarımız aynı sınıfta okuyacak'' dedi.